Dark Souls/ Lord Byron – Burak Ertürk

In the Age of Ancients,
(Kadimlerin çağında)
The world was unformed, shrouded by fog
(Dünya oluşmamıştı henüz,sisle kaplıydı her yanı)
A land of grey crags, archtrees, and everlasting dragons
(Gri kayalar, ulu ağaçlar ve ölümsüz ejderhalarla)
But then there was Fire
(Sonrasında ateş geldi)
And with Fire came Disparity. Heat and cold, life and death, and of course… Light and Dark.
(Ve Ateşle beraber. İhtilaflar, sıcak ve soğuk, ölüm ve yaşam, ve elbette… “Aydınlık ve Karanlık” )
Then, from the Dark, They came
(Sonra karanlıktan onlar geldi)
And found the Souls of Lords within the flame.
(Ve alevlerin içinde Lord ruhlarını buldular)
Nito, the first of the dead
(Nito, ilk ölü)
The Witch of Izalith, and her daughters of chaos
(Izalith Cadısı ve onun kaos kızları)
Gwyn, the Lord of Sunlight, and his faithful knights
(Gwyn, Günışığı Lordu ve onun sadık şövalyeleri)
And the furtive pygmy, so easily forgotten
(Ve sinsi cüce, kolayca unutulmuş olan)
With the Strength of Lords, they challenged the dragons.
(Lordların gücüyle, ejderhalara meydan okudular)
Gwyn’s mighty bolts peeled apart their stone scales
(Gwyn’in kudretli yıldırım okları taş pullarını birbirinden ayırdı)
The witches weaved great firestorms
(Cadılar görkemli alev fırtınaları dokudu)
Nito unleashed a miasma of death and disease
(Nito ise ortaya ölüm ve hastalık saçtı)
And Seath the Scaleless betrayed his own, and the dragons were no more
(Ve Pulsuz Seath kendi ırkına ihanet etti ve ejderhalar yok oldu)
Thus began the Age of Fire
(Böylece ateş çağı başladı)
But soon, the flames will fade, and only Dark will remain
(Yakında ateşler sönecek ve geriye sadece “Karanlık” kalacak)
Even now, there are only embers, and man sees not light, but only endless nights
(Şimdi bile geride sadece korlar var, ve insanların gördüğü tek şey ışık değil, bitmeyen geceler)
And amongst the living are seen, carriers of the accursed Darksign.
(Ve canlılar arasında, “Karaişaret” ile damgalanmış lanetliler)
-Prologue, Dark Souls

Ateşle başlamıştı herşey, tuhaf bir ”can” vermişti bu topraklara. Fakat Lordran’ın Northern Undead Asylum’u (Kuzey Ölü Akıl Hastanesi) içerisindeki bu küçük odadan pek birşey gözükmediği gibi gördüklerini de hatırlayamıyordu karakterimiz. Belki de o ateş buraya hiç uğramamıştı. Etrafına bakındığında gördüğü sadece kendi gibi umutsuz et yığınlarıydı. Hatırladığı şeylerden biri de bu et yığınlarına ”Hollow” adı verildiğiydi. İnsanlığını kaybetmiş ucu bucağı görünmeyen bir boşluk içerisinde yüzüyorlardı. Her bir zihin girdabı onları benliklerinden bir adım daha uzaklaştırıyordu. Ama bunun bir önemi yoktu. Çünkü bunu idrak etmekten aciz durumdaydılar ve dünyanın sonuna kadar da böyle kalacaklardı.
Peki kendi neydi ki şuan? Tam olarak emin değildi ama etrafında olanlara bir takım açıklamalar getirebiliyordu. Sorgulayabildiğine göre girdaplara düşündüğü kadar yakın olmamalıydı. Ama insan mıydı? Pek öyle hissetmiyordu. Birdaha öyle hissedebilecek miydi? Bundan da emin değildi. Fakat denemek zorundaydı,değil mi? Her şeyi unutmak demek hiç yaşamamış olmak demekti. Unutulmuş olmak demekti. Bunu istiyor muydu peki? Bazen. Yaşamamış, unutulmuş olmanın dayanılmaz hafifliği, sonu gelmeyen ızdırap içerisinde pek bir cazip geliyordu. Ama tutunuyordu yine birşey beklercesine. Belki girdaplar son bulacaktı. Belki o ucu bucağı görünmeyen boşluk aydınlanacaktı. Sonuçta yaşamı getiren “ateş” değil miydi? Neden bir daha geri getiremesin ki? Bu düşünce rahatlatıcıydı. Belkide bu kadar sıkı tutunmasının tek sebebiydi…

Başlangıç ekranındaki karakterime baktığımda bunları fısıldıyordu kulağıma. Kendinin, bir oyundan fazlası olduğunun, bir hikaye olduğunun ipucunu veriyordu. Diğer oyunlarda ölmek ile bu oyunda ölmek aynı şey değildi mesela. Bu oyunda öldüğünüzde insanlığınızdan bir parça kaybediyordunuz. Yukarıda karakterimin duygularına tercüman olurken dediğim gibi – “bir adım daha yaklaşıyor girdap, biraz daha kayıyor elinizden o sıkıca kavradığınız toprak”. “Hollow” ne demekti? Emek demekti! Yok, bu çok yanlış oldu. “Hollow” demek; unutmak, unutulmak demekti. Hiç varolmamış olmak demekti. Bunu göze alabilir miydiniz?

Ne kadar “Dark Souls” anlatmaya devam etmek istesem de bugün anlatacağım konu bu değil maalesef. Bugün anlatacağım konu bu hikayenin izlerine ilginç bir yerde rastlamış olmam ya da öyle sanmam. Ben girizgahımı yapayım sonrasında sen karar ver olur mu sevgili okuyucu?

Lord Byron’s Darkness;

Lord Byron (1788-1824) romantik akımdan etkilenmiş İngiliz bir şair. Darkness şiirini 1816 yılında yazmış. Ki tarihte bu dönem ”Year Without Summer” (Yazsız Sene) olarak adlandırılmaktadır. Bu şekilde adlandırılmasının sebebi o yıl Endonezya’da bulunan Tambora’nın patlaması sonucu etrafa saçılmış olan volkanik kalıntının etrafı bir sis bulutuyla kapatmasıdır.

Bu durumla ilgili pek çok şey yazılıp çizilmiş haliyle. Mesela bunun hakkında yazanlardan biri de William Wordsworth. ”Tintern Abbey” adlı eserinde bu olaya doğa olgusu üzerinden yaklaşıp şu cümlelere yer vermiş :

”Nature never did betray/The heart that loved her”
(Doğa onu seven kalbe hiçbir zaman ihanet etmedi.)

Hatta o dönem İtalya’daki bir bilim adamı, Güneş’in 18 Temmuz tarihinde tamamen yok olacağını öne sürmüş. Ki bu açıklama tüm Avrupa’da genel bir panik durumu yaratmış, birçok isyan, intihar ve dini gerginliklere sebebiyet vermiş.
Günümüzde kült haline gelmiş olan ”Frankestein” serisine gebe kalmış bir dönem olmasıyla da bilinir bu dönem.

Adsız.png
(Chicster Kanalı/1828)
”Dönemin iç karartıcı ve depresif hali,günbatımını resmetme ve canlı renk kullanımı gibi olaylara sebebiyet vermiş.”
Kaynak: http://mentalfloss.com/article/73585/15-facts-about-year-without-summer

Öte yandan dönemin romantiklerinden biri olan Lord Byron da bu konu hakkında bir şeyler karalamayı ihmal etmemiş. Kaleme almış olduğu ”The Darkness” şiirinde bu tuhaf olayı tasvir etmekle kalmamış, İncil’de bulunan olaylara değinerek dönemi için çarpıcı nitelikte bir eser ortaya koymuştur.

Hemen girişte ki cümlelere bakalım mesela;

”I had a dream,which was all not a dream”
(Bir rüya gördüm, aslında tam anlamıyla rüya olmayan)
”The bright sun was extinguish’d, and the stars”
(Parlayan güneş ve yıldızların söndüğü)
”Did wander darkling in the eternal space”
(Dolaşıyordu karanlık sonsuz boşlukta)

Bu kısımda Lord Byron doğrudan İncil’in Matthew 24:29’undan alıntı yapmakta;
”the sun shall be darkened”
https://en.wikipedia.org/wiki/Darkness_(poem)

Bu kısımda ise Lord Byron’ın insanları şeytan şekliğinde gördüğüne tanıklık ediyoruz;

”The brows of men by the despairing light”
(Erkeklerin kaşları umutsuz bir ışıkla)
”Wore an unearthly aspect, as by fits”
(Uygunsuz bir manzara büründü, uyduğu kadarıyla)
”The flashes fell upon them; some lay down”
(Alevler onların üzerine düştü, bazıları uzandı)

Ayrıca Lord Byron’ın kendi depresif halinden de kalıntılar görünmekte bu eserde. Başlangıç cümlelerinin devamında yer alan bu kısım bütün olarak incelendiğinde, aydınlıktan karanlığa, yaşamdan ölüme geçişi tasvir etmekte.

”Rayless,and pathless,and the icy earth”
(Sönük, ücra ve buzlu toprak)
”Swung blind and blackening in the moonless air”
(Sallandı kör ve kararan aysız havada)

Bazı kısımlarda ise bu olağandışı durumu dünyanın sonu olarak nitelendirmekte;

”The meagre by the meagre were devour’d”
(Yetersiz, yersizce yok edildi)
”Even dogs assail’d their masters, all save one”
(Hatta köpekler bile saldırdı sahiplerine, kurtarmak için)
”And he was faithful to a corse, and kept”
(O, sadıktı bir cesede ve korudu)
”The birds and beasts and famish’d men at bay”
(Aç bıraktı kuşları, hayvanları ve koydaki adamları)
”Till hunger clung them, or the dropping dead”
(Açlık onları sarana veya ölene kadar)

 

”Yahu adam sen bunları anlatıyor, ediyorsun da konumuzla ne alakası var ?” demiş olabilirsiniz. Fazla uzatmadan asıl konuma geçeyim. Bu şiiri okuduğum sırada karşılaşmış olduğum benzerliklerden ötürü bu yazıyı kaleme alma isteği duydum. 21. yüzyılın eğlence öğeleri, böylesine derin bir arkaplan seçmiş olabilir mi? Gelin beraber görelim.

 

”The bright sun was extinguish’d, and the stars”
(Parlayan güneş ve yıldızların söndüğü)
”Did wander darkling in the eternal space”
(Dolaşıyordu karanlık sonsuz boşlukta)
”Rayless,and pathless,and the icy earth”
(Sönük, ücra ve buzlu toprak)

Bu dizeler doğrudan “Dark Souls” evrenini özetler nitelikte. Işık olmaksızın, güneş olmaksızın etrafta karanlık ve sonsuz bir boşlukta dolanan Hollowlar. Tamamen ölmüş, ücra bir toprak parçası.
Hatta oyunda “Anor Londo” adlı yere gidildiğinde güneş görmek mümkün. Fakat sonrasında öğreniyoruz ki Güneş uzun zaman önce kaybolmuş. Aslında burada bulunan sadece bir ilizyondan ibaret. İnsanlara umut vermek, geri dönebileceğini hatırlatmak için. İlginç bir şekilde oyun içerisinde Güneş’e bakıp, kafanızı çevirip, tekrar baktığınızda Güneş’i göremiyordunuz. Ki bu durum yine ilk cümle ile tuhaf bir benzerlik göstermekte.

”The dying embers of an altar-place”
(Ölen közleri bir sunak yerinin)
”Where had been heap’d a mass of holy things”
(Ki orada toplandı yığınla kutsal şey)
”For an unholy usage; they rak’d up,”
(Kutsal olmayan bir kullanım için, onlar biraraya getirildi)
”And shivering scrap’d with their cold skeleton hands”
(Ve titreyerek kazıdılar, soğuk iskelet elleri ile)
”The feeble ashes, and their feeble breath”
(Zayıf külleri ve onların zayıf nefesleri)
”Blew for a little life, and made a flame”
(Küçük bir hayat üfledi ve bir alev yaptı)

Girişte bahsettiğim gibi, ”hayat veren ateş”. Izalith Cadısı ve onun Kaos Kızları, yaşamın devamı için ateşi yakmak zorundaydılar. Denemeleri sonunda ateşi yakmışlardı fakat bu ateşte bir sorun vardı. Bu yaşamı devam ettirecek olan ateş değildi. Onun yerine lekelenmiş Kaos Alevi’ni doğurmuşlardı ve bunu kontrol edemiyorlardı. Kaos Alevi, Cadı’nın benliğini ele geçirip değişime uğratmıştı ve bu değişim ondan başlamak üzere her tarafa yayılmıştı.

 

”Rayless,and pathless,and the icy earth”
(Sönük,ücra ve buzlu toprak)
”Swung blind and blackening in the moonless air”
(Sallandı kör ve kararan aysız havada)

Ayrıca ilk iki cümle oyundaki bonfire (kamp ateşi) adı verilen ateşe gönderme yapar nitelikte. Bu bonfirelar, ateşi yakmış olan kişilerin kemiklerinden yapılma. Siz onları yaktığınızda zaman geri akıyor ve oraya kadar karşılaşmış olduğunuz Hollowlar tekrar canlanıyorlar. Bahsedilen sunak yeri ve kutsal şeyler bonfire’ı andıran nitelikte tasvirler.

Sen ne dersin değerli okuyucum, bir oyun edebiyatta kendine yer edinmiş bir şiiri alıp arka plan yapar mı? Yaparsa da bu kadar çarpıcı bir hikaye çıkartabilir mi? Çıkartmışsa da olmuş mu?
Olmuş sanki !

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s