Pesimist Perspektif – Burak Ertürk

Yalın gözle gördüğünüz, salt olarak tasvir ettiğiniz şey nedir? Gerçek midir? Gerçek olarak tasvir edilen unsur, neye göre kime göre doğrudur diye sormak istiyorum bu noktada. “El ile tutulup göz ile görülecek biçimde tam anlamıyla var olan” şeklinde bir açıklama var mesela gerçek hakkında. Ben bunu yeterli bulmuyorum. Ya da şöyle demeliyim, gerçeğin ne olduğunu teyit etmek adına yapılacak olan bir denklemde, tam ortada insan yer alacaksa eğer, bu tanım yetersiz, hatta ve hatta yanlış sayılmalıdır. İnsan zihni “gerçek” olarak adlandırdığı olguyu, onun maddi veya fikri varlığına göre, yadsınamaz olmasına göre yargılayamaz. Çünkü basitçe bir şeyin var olup olmaması, onun “gerçekliğini” kanıtlayamaz. Gerçeğin özü aslında perspektifle alakalıdır. Ki bahsetmek istediğim asıl şey bu perspektiflerden biri olan “ pesimizm”.

Pesimizim, Latince pessimus, yani “en kötü olan” anlamına gelen kelimedir. Dilimize “karamsarlık, kötümserlik” olarak geçmektedir. Bu düşünceye göre; sorunları, kötü ve istenmeyen sonuçları-çıkarımları-koşulları görme eğiliminde olan kimseye denmekte pesimist. En tanınmış örneği ile “bardağın boş tarafını gören kişi”. İnsanın varoluşunda ve yaşamında hiçbir suretle mutluluğun ve iyiliğin bulunmadığına, bulunamayacağına inanan kimse.

Peki tasvir edildiği gibi kötümserlik midir pesimizm? Veya “kötü” olarak adlandırılan şey tam olarak nedir ki pesimizm ile bağdaştırılabiliyor? Az önce de bahsettiğim gibi gerçeğin bir perspektif olduğunu varsayarsak, kötümser tanımı, gerçeğe yapılan tanım gibi yanlış olmaktadır. Kötü, bir çok anlama gelebildiği gibi en çok kullanılan tabiri, ahlaki olandır. Fakat üzerinde durduğumuz gerçek kavramında da varsaydığımız üzere kişinin ahlaki değerleri, etiği de kişinin durduğu yere göre değişebilmektedir.

Kendi yorumumu yapacak olursam eğer pesimizm, karşıtı olan optimizm’e göre çok daha gerçekçi bir bakış açısıdır. Şöyle ki; hayatlarımız, ihtimaller ve seçeneklerin bir bütünüdür. Seçenekler içerisinde ise riskler ve fırsatlar bulunmaktadır. Bu durumda pesimist kişi, riskleri görmekte ve yargısını buna göre şekillendirmektedir. Kavramı bu tanım üzerinde değerlendirecek olur isek, pesimizmi “kötümser” veya “karamsar” olarak adlandırmak, anlatılmak istenenle bağdaşmamaktadır.

Ünlü filozof Schopenhauer’de bu konuya değinmiştir. Kendisi, felsefenin kötümserliğini aslında felsefenin özünde bulunan insana ve onun sorgulama ihtiyacına dayandırmıştır bir noktada. İnsanın, yaşam süresi boyunca birçok ihtiyacının olduğunu ve bu ihtiyaçların hiçbir zaman tam anlamıyla karşılanamayacağını ileri sürmektedir. Bu karşılayamama durumunun yarattığı tatminsizlik hayat denen mücadeleyi oluşturmaktadır. Bu mücadele ise sadece acıya, yani insanın en temel varlık özelliklerinden birine gebe kalmaktadır. Yani Schopenhauer’e göre yaşam, varoluş ve dünyanın gerçekliği, acı tarafından şekillendirilmektedir.

Beklentileri düşük tutmayı kötümserlik ile ifade etmiyorum şahsen. Bu duruma uygun tabir “kötü sonucu normalden fazla ciddiye almak” olabilir en fazla. Bir işe ilk defa giriştiğimizde en başlarda olabilecek olan başarısızlık, başarım kazanıldığında tecrübeden ibarettir. Pesimizim bir hayat tecrübesi olabilir bu bağlamda. Beklentiyi kısarak daha çok mutluluğu amaçlayan bir bencillik biçimi de olabilir pek tabii.

Ne kadar kapsamlı bir tabir yazarsam yazayım, tecrübelerimiz doğrultusunda kavrayacağız kişisel “karamsar” tanımımızı. O yüzden izninizle, bu perspektife sahip kişi profilinden bahsetmek istiyorum.

Genellikle karamsar olarak tabir edilen kişilerin olayları, küçük detaylara indirgeyebilmesi ilginç bir tutumdur. Birbirinden alakasız sözcükler önünüze geldiğinde kelimeler dökmeye, dile gelmeye başlarlar tabiri caizse. Bana da olur sık sık. Önceki yazımdan aşinasınızdır belki kuşluk vaktine kadar olan sürece karşı ilgime. Bu süreci yalnız geçirdiğim vakitlerde oluyor zaman zaman. Acı bir kahve eşlik ediyor bana bu süreçte. İki kaşık. Her zaman iki kaşık. Ağzımda ki acı tat ile beraber renklerinin gri olduğuna karar verdiğim düşüncelerime dalıyorum. Bir zamanlar “barınak” diyordu mesela, başta anlamsız geliyordu. Tonu beyazdan griye kayan bu kesit, tonunun değişim hızıyla paralel bir şekilde netleşti devamında. Fransızca birkaç cümle vardı mesela, daha koyu bir griydi bu. Bayağı koyu hatta. Acı kahvemin kıvamında.

Büyülü sözlerin yer aldığı bir tişört var. Bunun rengi siyah. Arka planında nahoş bir müzik eşlik ediyor. Müziğin sözleri kısa ve aralıkları uzun. Süresi uzadıkça bilinci uyuşturuyor. Kelimeleri kifayetsiz ve bir o kadar da samimiyetsiz. Sırf nahoş müziği oluşturmak için oradalarmış gibi. Bu kesitin rengi neredeyse siyah. Neredeyse.

Görsel var birde. Çok net hemde. Oda sıcaklığında ki bir salonda, çekinceli bir tavır ile dile getirdiğim şeyler var. Çok soğukmuşçasına titreyerek hemde. Şaşkınlığıma ağır basan bir samimiyet var. Görseli ilginç kılan yanı ise renklerin cap canlı olması. Sadece, ağızda kül gibi bir tat bırakıyor.

Sanırım bu griler ve kötü tadımlardan ötürü “karamsar” ve “kötümser” tabirlerini açıklama ihtiyacı hissediyorum. Ki şöyle bir deyiş yer ediniyor kafamda . “Acı, insanın yaşayabileceği en gerçekçi tecrübedir” . Bunu düşünürken tüm acılara genelleyin. Ölümlere, hastalıklara, savaşlara, fakirliğe, açlığa ve belki de duyduğunuz veya tanık olduğunuz tüm hayal kırıklıklarına. Belki o zaman bu deyiş daha anlamlı hale gelir sizler için, kim bilir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s