Mezradan İndim Hilton’a – Serdar Sevgi

Selçuk Aydemir ve Burak Aksak. Bu iki kuzene bayılıyorum. Selçuk Aydemir’in geçen ay Ot Dergi’de ki yazısına ayrıca resmen bitmiştim. ‘Ruhumu şeytana taksitle satan adamım ben’ demişti gülmekten yıkılmıştım. Bugün de iş yerinde hani bazen olur ya birden içinize bir coşku kaplar kıpır kıpır olursunuz mart kedileri gibi. Tam da böyle bir durumdu. Önce Sıla’nın eski hareketli şarkılarını açtım ardından da Kardeş Payının ve Leyla İle Mecnun’un komik sahnelerini açtım Youtube’dan. Kahkahalara boğulurken aklıma şunlar geldi.

Bu dünyada ya Hilton’u bileceksin ya da eczacı arkadaşın olmayacak arkadaş. Üç arkadaşlar bunlar. Biri eczacı, biri psikolog biri de tıbbi sekreter. Günlerden bir gün eczacı olanı ilaç firmasının bir tanesi Hilton’a toplantıya çağırır. Toplantı yemekli ve eğlenceli. Arkadaşlarımı da getirebilir miyim diye soruyor eczacı davet edene. Olur diyor o da. Neyse eczacı takıyor peşine psikolog ve tıbbi sekreteri düşüyorlar Hilton yollarına. Hilton, Hilton da… Bizim psikolog ve tıbbi sekreter görmemiş ki hayatında Hilton’u.

Hilton’a gelinir araba otoparka park edilir. Asansöre binilir. Asansörün kapısı lobiye açılır. Bir tane mümessil kartal gibi pençelerini geçirir eczacıya hop toplantı odasına alır. Bizim tıbbi sekreter ve psikolog aslında asansörün önünde ama onlara göre sanki lobinin ortasındalar. Herkes kendi aleminde ama. O herkes sanki onlara bakıyor. İşte tam o an birbirlerine hiç bir şey demeden yüz seksen derece geriye dönüp asansör kabinine tekrar girerler. Otoparkı bile tutturamazlar asansör düğmelerinde. O kadar utanmışlar.  Ah bu eziklik ah. Zeki Alasya, Metin Akpınar bile onlardan iyi onlar en azından köyden şehre inmişler, bizimkiler direk mezradan şehre inmişler sanki.

Buz gibi bir havada asalak gibi caddeleri arşınlarlar. Teknoloji marketlere girerler alakasız ürünlere bakarlar. Yok, zaman geçmez. Akreple yelkovan ağustos böceği kıvamında tembel tembel yayılmaktadır. Tıbbi sekreter biraz daha yırtık psikolog olana göre. Olmaz böyle diyor. Bir taraflarımız dondu oğlum diyor. Kalk gidelim bir şeyler içelim neyse ne parasını veririz artık diyor. Ve ardından da işi garantiye almak için soruyor. Sende kaç para var bu arada diye. Psikolog şu kadar diyor, üç beşte bende var olmadı kredi kartı var hadi gidelim diyor. Olmayacak böyle diyor. Asansör kabininde derin derin nefes alıp basıyorlar düğmeye. Lobideler. Gayet sakin ve çevreyi unutarak en dip masaların birine yerleşiyorlar. Hala üzerlerinde bir eziklik. Birkaç ay öncesinin dergilerini karıştırıp yorumlarda bulunuyorlar birbirlerine. O kadar vahim durum yani. En son yine tıbbi sekreter Küçük Emrah misali bara geçip biz iki bira alabilir miyiz diyor. Normalde garsonlara seslenirsin dimi. Ama mezradan şehre inen bizimkiler kendileri gidiyor sipariş vermeye. Garson sanki kulaklarından tutup kapının önüne koyacak onları bira isterlerse. Gariplerim.

Lobinin en dip masası, birkaç ay önceki dergiler eşliğinde geliyor biralar. Fon dip yapıyor bizim sekreter. Ve ağzından o tarihi cümle çıkıyor. Bir tane daha çakarsam ben, burası bizim diyor. Ezikliğinin bir kısmı birayla beraber mideye iniyor bu arada. Bu sefer garsondan istiyor birasını. Geliyor ikinci bira o da fon dip. Son yudumla beraber bizim sekreterde bir rahatlık bir gevşeme. Bira bira olalı ilk kez kas gevşetici etki yapmıştır kesin. Yayılıyor o canım sandalyeye.

Eczacı toplantıdan çıkıyor bu arada. Naber millet deyip yanından geçen garsondan bira istiyor. Adam eczacı! Bilmiyor ki iki bira içinceye kadar ne eziyetler çekti bu ezikler. Ne rüzgarlar ne soğuklar yedi. Ne yanlış düğmelere maruz kaldı. Eski dergiler ve onlara yaptıkları yorumlara girmiyorum bile. Birası geldi. Soğuk soğuk yuvarladı bizim eczacı, ‘kafam şiştiydi iyi geldi bira ya’ dedi sırıta sırıta. Hadi yemeğe geçelim dediler. Hesabı ödeyelim dedi psikolog. Eczacı ne hesabı oğlum her şey firmadan dedi. Dünya yıkılsa daha iyiydi o an onlar için. Hilton’da kahve ya da biranın hesabının tahmini, zor geldiğinden yediler onca soğuğu bu iki mezra kaçkını. Masaya geçerler. Mezeler, ara sıcaklar ve yemek hepsinden daha güzeli limitsiz rakı. Kadehler dolar buzlar atılır. Bir sazlar çalınmaz Çamlıca’ın bahçelerinde. İlk kadeh ardından ikincisi hop üç derken. Bizim mezra kaçkınları ilaç firmasının CEO’su moduna ulaşırlar. Rahat rahat rakı isteyebiliyorlardır. Garsona buzu değiştirebilir misiniz bile demiştir psikolog olan. O kadar misler artık yani. Mezradan köye, köyden ilçeye, ilçeden ile transferleri gerçekleşmiştir her kadehte.

Hiç biri Fransızca bilmez sahnede Fransızca şarkı söyleyen soliste büyük bir iştahla eşlik ediyorlar. Sanırsınız Robert Kolej mezunu hepsi. Sekreter bir ara bu kız harbiden çok güzel okuyor bu şarkıyı diyor. Masalarına firmanın çeşitli alanlarda ki müdürleri ziyarete geliyorlar. Nasıl sıcak bir ortam masa da püfür püfür,  müdürümler, abiler, hacılar Allah Allah havada uçuşuyor. 2 saat önce denk gelseler aynı adamlara yol değiştirirlerdi bu psikolog ve sekreter tayfası şimdi ooo.  Müdürlerin de hoşuna gidiyor bu diyalog ama çaktırmazlar. Daha sonra kokusu çıkacaktır kokusu.

Gece bu tempoda vur patlasın çal oynasın yan flüt gitar eşliğinde soft şarkılarla ilerlerken. Büyük patron yani ilaç firmasının CEO’su da teşrif eder masaya kendinden emin karizmatik tavrıyla. Alkolde normal insan limitini ikiye katlayan ve alkolün ona verdiği yetkiye dayanarak sekreter olan oo büyük patron gelmiş saygılar sevgiler efenim der ayağa kalkıp esas duruşa girer. Suratına pişmiş kellenin sırıtmasını takılarak. Masada kahkahalar. CEO da sever bu tayfayı. Baya baya kahkaha atar onların maceralarını dinlerken.  Telefon numaraları alınır aramazsan ölümü öp denir valla gücenirim bak denir uğurlanır CEO. Kahveler istenir sodalar içilir. Kalkılır. Tek gözle asansörün düğmesine basılmaya çalışılır otopark katına inmek için.

Sonra ertesi gün. Çok mu dağıttık diye sorular sorulur bir bir. Her birinde başka bir ana ait bir kayıt. Her ortaya çıkan kayıtta ‘yuh’ onu da mı yaptık lafı.  Tek tek kayıtlar birleştirilir. Sonuç… Abi ya bu dünyada Hilton’u bileceksin ya da eczacı kankan olmayacak. Çarpıyor. İyi olmuyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s