Önerdim Gitti – Çiğdem Kıvrak

Ne Okudum?

 

Okudum demek için biraz erken ama okuyorum desem daha doğru olur belki. Şu sıralar Arkadi ve Boris Strugatski kardeşlerin bir romanı olan “Tanrı Olmak Zor İş”i yarılamak üzereyim. Ben de bir YouTuber olan Nilüfer Baş sayesinde tanıştım bu kitapla. Bilim kurgu dünyasına çok geç ve çok yeni adım atmış biri olarak merakla okuyorum. Henüz yorum yapabilecek kadar hakim olmadığım için kitabın arka kapağını paylaşmak istiyorum sizlerle.

9414_uxehD_1501405639

KENDİMİ TANRI OLARAK HAYAL EDEBİLSEYDİM, ZATEN TANRI OLURDUM.”

Arkadi ve Boris Strugatski, entelektüel açıdan kışkırtıcı, inanılmaz eğlenceli, cesur ve eleştirel kitaplarıyla “Sovyetler döneminin en büyük bilimkurgu yazarları” sıfatını hak eden yegâne ikili. Tanrı Olmak Zor İş ise insanlığın karanlık geçmişinin kalbine yapılmış en cesur yolculuklardan biri.

İnsanlık, Dünya’nın tıpatıp aynısı olan, üzerindeki insanların karanlık çağdan öteye gidemediği bir gezegene gözlemciler göndermiştir. Bu gezegenin gidişatına müdahale etmelerine hiçbir şekilde izin verilmeyen bu gözlemcilerin asıl amacı insanlığın karanlık çağını her ayrıntısıyla kayıt altına almaktır.

Büyük bir değişimin kıyısında olan Arkanar Krallığı’nda halk baskı altında yaşamakta, yenilikler beşiğinde boğulmakta, okuma yazma bilenler linç edilmektedir. Bu gezegene gönderilmiş gözlemcilerden biri olan Anton, Don Rumata ismiyle bir asilzade hayatı yaşarken, bir yandan da dönemin aydınlarını kurtarmaya çalışır.

İleri bir medeniyet, geri kalmış bir medeniyetin gelişimine müdahil olabilir mi? Hızlı gerçekleşen değişimler başarısız olmaya mahkûm mudur?

Tanrı Olmak Zor İş, neden Tanrı olunmaması gerektiğinin bir panoraması.

“Baştan sona muazzam bir kitap. Derin, yaratıcı, tatmin edici bir hikâye.”
–Ursula K. Le Guin

“Okuduğum en korkutucu bilimkurgu romanlarından biri.”
–Thedore Sturgeon

 

Ne İzledim?

p01g86k0

Bu dönem aldığım zorunlu derslerden birinde dersin içeriği olarak izlediğim, daha sonra tekrar izleyip hiçbir noktasını kaçırmak istemediğim bir filmden bahsedeceğim sizlere. Başrollerini David Tennant ve Andy Serkis’in paylaştığı filmin adı “Einstein ve Eddington”. Adından da tam olarak anlaşılabileceği üzere iki ünlü bilim insanını ve birlikte ortaya çıkardıkları bir buluşu konu alıyor. Filmi izlerken kafanızda bilim ve bilim etiği ile ilgili birçok soru beliriyor. Bilimin bir ülkesi bir bayrağı var mı, olabilir mi? Pratikte kullanımı olmayan bir şey bilim olarak sayılamaz mı? Kötü sonuçlar doğuran buluşlar yapıldığında aslında bilim mi kötüdür yoksa onun uygulayıcıları mı? Film aslında bir yarı belgesel. Bu nedenle özel yaşamlardan kesitler ne kadar tarihsel ne kadar kurgu bilemesek de gayet sürükleyici ve sorgulatıcı bir film olduğunu düşünüyorum.

 

Ne Dinledim?

Bu sıralar aslında daha önce dinlemediğim müzikler keşfetme çabasındayım. Spotify listem o kadar uzun zamandır aynı ki, şarkıların sırasını bile tamamen ezberlemiş durumdayım. Bunları düşünürken geçenlerde sevdiğim bir arkadaşımın listelerinde dolaşıyordum. Birkaç tane benim için yepyeni, dinlendirici ve kendine bağlayan şarkı keşfettim. Bunlardan ikisini sizlerle paylaşacağım.

Heather Dale- The Morrigan

https://www.youtube.com/watch?v=oae5xdctixc

Faun- Oyneng Yar

https://www.youtube.com/watch?v=FwmkR7H0UNs

Benim şu sıralar gündemimde olanlar bunlardı. Umarım sizlerin de bir nebze merakını cezbetmişlerdir. Güzel günler diliyorum! İyi seyirler, iyi dinlemeler ve iyi okumalar!

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s