Asseron Ülkesi / Distopik Öykü – Yusuf Can Şengül

Uyandığımda havalandırmadan süzülen ışığı gördüm. Havalandırmadan gelen ışık 21 numaralı siloda yalnız benim yatağımın üzerine damlar. Bu durum yıllardır bana umut kaynağı oldu.
Güneşin kırıntılarıyla kendime büyük bir umut inşa etmişimdir. Silolarda umut edebileceğin çok şey olmaz.

Bu sabah ilk defa sirensiz uyandık. Siloda ilk yataktan kalkıp formasını giyen bendim. Uyandığımda alıştığım kokudan çok farklı bir koku burnumun direğini kırmıştı. Herkes birer birer kalktı. Siren çalmışsa ve uyanmamışsak bunun cezası büyüktür. Sireni hepimizin duymamış olması çok saçma bir fikirdi. Ölüm uykusuna bile yatsanız Tanrı’nın sesinden önce sireni mutlaka duyardınız.

16 yıldır siloda yaşıyorum yani doğduğumdan beri. Her zaman siloda anılar anlatılır, bize bırakılan zamanların en güzel yanı da budur. Herkes geçmişi o kadar objektif anlatır ki acaba abartı mı diye düşünmezsiniz. Siren çalmayınca tüm silo mimiksiz bir şekilde anılarını anlatmaya başladı. Ama daha önce siren çalmayan bir günün hikayesini dinlememiştim. Belki de bir ilkti bu. Silonun en yaşlısı uyanınca meraktan yanına gittim. Üzerimde beni rahatsız eden bir halsizlik vardı. Ona soracağım şeylerden bir tanesi koku ve yorgunluk hissiydi. Rougar, yatağından herkesin duyacağı şekilde büyük bir panikle 2019 yılında yaşadığı olayı anlattı: ” Bu, bu gaz kokusu! Çok iyi hatırlıyorum dün gibi.. 22 yaşımdaydım, sirensiz uyandığım ilk gündü. Öğlen anons yapıldı. Nüfusu azaltmak için aramızdan işe yaramayanların hepsini öldürdüler. Bizi öldürecekler! Öldürecekler beni! 70 yaşındaki adamı kim ne yapsın! ”  Öğlene kadar Rougar yatağında ağlamaya devam etti. Siloda yaşamak ölmekten iyi olmamalıydı bence.
Aniden kapı açıldı, içerisi silokoplarla doldu. Uzunca bir bildiri okuyup tüm genç erkekleri topladılar. Silodan tekli sırayla çıkarıldık. Asseron Sarayı’nın büyük avlusuna götürüldük. Silo havalandırmasından gelen havadan çok farklı olmasa da ilk defa tenime suni olmayan bir rüzgar değiyordu. Güneş ise silo ve fabrika ışıklandırmasından daha güzeldi. Radyodan duyduğum Asseron ağzından farklı konuşan devlet başkanı Trauman Skelsprig’i ilk defa görmek beni çok ürküttü. Angajmanlar dışında kıtanın kaynaklarını kullanmamız üzerine Monakosiak, Asseron topraklarını işgal etmeye başlamıştı. Trauman, doğduğumuzdan beri asker-işçi olarak yetiştirildiğimiz için 442 bin işçiyi orduya sevk etmişti. Yaşadığım şokun üzerine bunları hatırlıyorum. Uzun zamanlar oldu ayrılalı oradan. Tabi o zamanlar aklıma düşen sorular çoğalmış beni tamamen sorgulamaya itmişti.
Monakosiak halkı silolarda yaşıyor muydu acaba? Askerliğin en iyi kısmı ise artık silolarda yaşamayacaktık. Savaşı kazandıktan sonra benden elde edilen çocuklar asker olamadıklarında silolarda yaşayacaklardı ama. Monakosiak ordusu sivillere saldırmıyordu. Asseron Sarayı iki haftadır drone saldırısı altındaydı. Monakların hedefi Trauman’dı. Biz ise silo hayatlarımızı ve O’nu korumak için ilk defa toprak üzerine çıkarılmıştık. İşçi askerlerin çoğu öldü. Bombardımanda yaralanan ranza arkadaşım Aleneth revirde tabancasıyla kendini vurdu. Toprağın üzerine savaş yüzünden çıkmak ve hala yaşıyor olmak, arkadaşımı kaybetmiş olmama rağmen beni mutlu ediyordu. Artık silah, beynime sinirlerle bağlanmış gibiydi. Yer altındaki siren sesi patlama sesinden daha kötü geliyordu artık çünkü silahtan çıkan sesi ben çıkartıyordum.
8 ayda Asseron çok büyük zaiyatlar verdi. Sadece 10 bin asker kaldı. Binlercesi intihar etti.
Trauman’ı bir haftadır duymuyorduk. Bu olay üstüne ordudaki emir komuta kademesinin bozulması da bizi çok fazla şüphelendiriyordu. Tüm bu şüphe uyandıran şeylerin üzerine tamamen eskiden taşımaktan gurur duymaya zorunlu olduğum kimliğe yabancılaşmıştım. Beni içten içe çürüten sorgulama ve insan olduğumun farkına vardığım evre her şeyin cevabını veriyordu aslında. Bu topraklarda cevap almak ne kadar zor ise soru sormak ise bir o kadar imkansızdı. 3 günlük ateşkes ilan edilmişti. Sabah General Goms savaşın bittiğini, sivillerin ve askerlerin Monakosiak’a işçi olarak gönderileceğini radyodan anons etmişti. Trauman’ın kaçmış olabileceği ise Monak radyosundan dillendirildi. Ölülerimizin üzerini örttüğümüz çarşafları, ülkem olan Asseron’un teslimiyet bayrağı olarak çekmek ne kadar onurluydu(!). 2 gün verildi teslim olmamız için. Teslim olmayanlar halihazırda direnen gruplarla beraber silolara geri dönebilme fırsatını yakalayabiliyordu. Kapalı bir alanda ölmektense açık bir alanda esir hayatı yaşamak belki de daha önce denemediğim için çok anlamlı geliyordu. Birkaç saat sonra herkes, benim gibi, teslim olmayı kabul etti. Belki Monakosiak bizi silolara sığdırmayacaktı. Kendi vatanıma yabancılaştığım gibi şimdi tamamen yabancı olduğum yere ayak uydurmaya çalışıyorum. Burası biraz daha garip geliyor bana neredeyse 2 yıl oldu.
Evet, evet tam da o kadar. 2 yıldır kıtanın kuzeyi yani Monak şehrinde yaşıyorum. Asseronlu olduğumuz için daha az ücretle kömür madenlerinde çalışıyoruz. Teslim olduktan sonra burada kendimce yaşayabileceğimi düşünmüştüm. Monakosiak ülkesi Asseron’dan farksız. Tek fark gökdelen denilen yerüstü silolarında yaşıyoruz ve güneş doğmadan önce maden ocağına inip eve gece dönüyoruz. Silodaki arkadaşlarımın mimiksiz suratlarını özlüyorum, tabii ölmedilerse…

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s