Erguvanlar ile Varoş Papatyaları – Yusuf Can Şengül

Tarlabaşı’dan Taksim’e çıkan yolda ellerim cebimde yürüyordum. Çöp kokusunun yoğunluğu kanıma karışacak gibiydi, köşeyi dönünce eskiden bir pastanenin olduğu binanın harabe haline geldiğini gördüm. Biraz içim buruldu, bir simit alabilseydim diye düşünmeden edemedim. Garip olan şeyi sonradan fark ettim. Harabenin ortasında sandalyede oturan bir kadın vardı. Dışarıdan bakıldığı zaman modern sanat ürünü gibi bir şeydi. Pastane yıkıldıktan sonra kalan bir müşteri gibiydi. Biraz daha yaklaştıktan sonra kadınla göz göze geldik. Yüzünde çok garip bir ifade vardı. Göz göze gelmemize rağmen sanki size bakmıyormuş gibi hissettiriyordu. Garipliği buradaydı. Bana göz kırptı, kafasını bir dostunu selamlıyormuşçasına eğerken. Yaptığı şeye karşılık selamımı verdim ve ilerlemeye devam ettim. 10 metre sonra seyyar simitçiden simit alırken arkama dönüp kadına tekrar baktım. Benim ardımdan yürüyen adam kadına doğru yaklaştı ve gözden kayboldular. Simitçi simidimi kağıda sararken “hayat kadını o, gelene gidene kaş göz atar. Bu mahallenin kızıdır” dedi. Simidimi alıp yürümeye devam ettim. Sakallarımda muhtemelen susamlar kalmıştı ellerimle ovaladım, temizlendiğine emindim ancak ellerim bozuk para kokuyordu. Neredeyse Taksim’e gelmiştim. Peçete satan mülteci çocuktan ıslak mendil aldım ellerimi temizledim.
Bir zamanlar İstanbul zehirlenmeden önce, güzel binaların olduğu yerler şimdilerde yenileme çalışmaları ile dolu. Kimliksiz binalar, kimliksiz kaldırımlarda kimliksiz suratlar ve birkaç dakika süren kimsesiz bir yürüyüş. Sonunda eski günlerin hatırına uğranacak bir meydan. İnsanlarıyla anlamlı her şehir. İnsanların sesleriyle güzel bir şarkı. Ama hakkını vermek gerekir melodika çalan çocuğa. Kırmızı kazaklı çocuk kesiyor tüm gürültüyü gün boyu çaldığı Ada Sahilleri şarkısıyla. Kulağımdan siline siline yürüyordum meydanın içlerinden yaprakları dökülmüş çıplak bir tablo gibi meydanı süsleyen parktan yukarı doğru. Harabe kültür merkezinin yanından geçerken bir pastane yıkılmış çok mu diye düşündüm. Sonra aşağılık bir gülümseme kapladı yüzümü. Büyük ihtimalle bu ifadeyle Teşvikiye’ye kadar yürümüş olmalıyım. Sonunda gitmek istediğim restoranın kapısının önündeydim. İçeri girip birkaç kadeh şarap eşliğinde akşam yemeği yiyecektim. Restoran kapısından çıkan insanları bekledim girmek için. Sonra girmeme kararı alıp metro durağına yürümeye başladım.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s