Umut – Serdar Sevgi

Masamdayım, standart bir pazartesi sabahı parmaklarım istemsizce Bir Kızıl Goncaya Benzer Dudağın şarkısını yazdırdı bana. Resul Dindar söylesin istedim başka bir içten söyler bu çocuk! Normalde pazarları içmem! Ama dün bozdum bu rutini ondandır hafif sersemliğim.  Önemsediğim iki kardeşimi dünya evine sokmak için. Biliyor musun, ben içmeden oynayamam gerçi nereden bileceksin ki?

Herhangi bir banka üzerine not tutulabilecek eşantiyon yapışkan defter göndermiş. Üzerindeki tarih 2011 senesini gösteriyor. Ben daha bir saat içerisince olan gelişmelere hakim değilken altı yıl öncesini sokuyor gözüme. Deli demeseler oturur konuşurum kendisi ile ama neyse!

İlkbahar ufaktan merhaba derken, kış da topluyordu kendine dair bir şeyleri. Cürmü kalmamıştı artık, kendini güneşin yakıcı sıcaklığına bırakıyordu. Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Gökhan’ı okumak için açtığım rakıdan ziyade Gökhan’ın sevda cümleleri ile sarhoştum. Sınır kavramı olmayan ben, Gökhan’ın üstüne Başar Başaran da okumuştum. Ondandır sanırım cesaretim! İnstagramda resimlerine baktım. Her resminde sana dair bir şey öğrenmek adına. Hümanistliğin çarptı ilk gözüme. Seviliyordun! Ama o kadar güzel, o kadar zariftin ki. Gözler kurumasın diye gözkapaklarını indirip kaldırtır ya beyin.  O arada düşünebildim hümanistliğini. Elinde olmuyor bazen insanoğlunun gamzesine hayran olduğun bir güzele denk gelince insan olmanın diğer özelliklerini düşünmek.

Hayatında bir tane dahi kitap okumamış ergen bir kız çocuğunun ekranda gördüğü şarkıcıya olan hayranlığı ile, deli gibi okumaktan gözleri bozulmuş ve her okuduğunda öğrendiği tek bir şeyin varlığı adına tane tane yazıyorum eşsizliğini. Cımbızla seçiyorum kelimeleri, tane tane geçiriyorum gönül süzgecimden. Öyle öğrendim çünkü ben. Onu anlattı yüzünü dahi bilmediğim birçok yazar!

Halbuki en son kapadım demiştim ben bu gönül defterini. Kilitlemiştim bir gerçek uğruna. Hatta efkarlanıp bu hayatta en sevdiğim dostumla paylaşmıştım, sigaram yarımdı ve biramı yeni açmıştım. Fonda Muhbir çalıyordu. Sıla ve Mabel ağlatıyordu meyhaneleri! Canım o kadar yanıyordu ki gitmeye gözümün kesmediği bir metropoldeki dostuma, ‘’Dinlemekten korktuğum şarkıların listesi artarken, saçlarını savurup en şen kahkahalarını atıyordun arkadaşlarınla. Azıcık unutur, az uyurum diye arttırdığım rakıya rağmen doğurduğum güneş şahitti! Ayna da kendine hayran hayran bakıp yaptığın makyaja.’’ Yazdım bu satırları. Olması gereken buydu çünkü.

Zaman geçti. Yelkovan koştu akrep kaçtı. Dolabımda rakım, arabamda da biram eksik olmadı. He bir de ağzımda sigaram.

Doğan güneş hep umuttur demişimdir insanlara. Öyle bir şeydi işte. Küt saçlarınla karşımda canlı kanlı duruşun. Öyle de oldu!

Aramızda kilometreler var şu an. Sen makyajsız halinle, yastığın ve yorganınla haşır neşirsin. Bense ağzımda akşamdan kalma bir buruk tat, içimde kavak yelleri ile sana bu satırları yazıyorum. Fonda Resul Çalıyor ve Ben seni düşünüyorum….

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s