Sevdalı Biri – Yusuf Can Şengül

Yüz binlerce kilometrekare olan Ege denizine doğru kavrulan kumlarda yürüyordu. Ayakları yandı, bir garip işkence gibiydi onun için. O kadar yandı ki acı acı kaşınmaya başladı tabanları. Dalgaların ıslattığı kumlara gelince de rahatladı. Sadece bir metrekaresi yetti Ege denizinin, ayaklarındaki sancıyı rahatlatmasına. Uzun ve yakıcı kumsal yürüyüşünün ardından çok iyi gelmişti soğuk su. Durdu, ileri doğru bakmaya başladı. Mayosu dalgalarla ıslandı, rüzgar çarpınca da üşümeye başladı. Yüzmeye yeltenmedi sığ yerde oturdu. Bacakları tamamen suyun altında kaldı. Elleriyle kumu eşeliyordu.  Sıyrılamadığı gülüşlerin, unutamadığı sözlerin hesabını tutmaya gelmişti buraya. Vücudunu buz gibi morgun içerisinde daha soğumamış bir beden gibi hissediyordu. Isıdan dolayı çıkan buhar karıştı gökyüzüne, gözlerindeki yaş deniz kadar tuzluydu. Kar kaplı zemini delerek güneşi arayan berfin çiçeği gibi çıkabilirdi hapsolduğu morgdan, evet çıkabilirdi sadece kapıyı bulamıyordu. Biraz daha durduktan sonra denizden çıkmaya karar verdi. Havluyla kurulandı, tişörtünü giyindi ve kamp alanına doğru yürümeye başladı. Birkaç gün eskiden sevdiği kadınla geldiği kumsala tek başına uğradı. Her gelişinde biraz daha hafifledi, hafifliğin yarattığı koca bir boşlukla yaşamaya başladı. Boşluk o kadar büyüdü ki içerisinde kendine bile yer kalmamıştı, sadece boşluktu. Elleri kolları olan bir boşluk. Birkaç gün sonra kamp bitti ardından İstanbul’a döndü. Gün boyu yattığı çadır yatağa, yalnız kaldığı kumsal balkona dönüştü. Değişen tek şey ten rengiydi. Kısaca, hislerinde hiçbir şey değişmedi.
Günleri böyle geçiyordu. Sevdasının sınırlarını çizemiyordu ama o sınırların içerisinde bir cenin gibi sıkışıp kalmıştı. Sevda nerde bitiyor sen nerede başlıyorsun, ben nerede başlayıp nerede bitiyorum diye düşünüp duruyordu. Kitaplara düştü ama rakı masalarına düşmedi. Rakı masasında konuşacağı bir sevda değildi onunki, susardı çoğu zaman.

Birkaç yıl hayatı böyle geçti. Yeni insanlar tanımadı, yeni gönüllere dokunamadı. Ancak içindeki boşluğa çokça sevda doldurdu. Sevdası yıllanarak şaraplaştı. Bazen yalnızlığını yudumluyordu oradan bazen ise rastgeldiği bir gülümsemeyi. Şimdilerde ise yeniden sıyrılamayacağı gülüşlere unutamayacağı sözlere sahip birisini arıyor. Beraber içerek bitirebileceği birini. Bu sefer buzların altında değil daha çok yanında olacak birini.

Mansur’a

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s