Efkar – Serdar Sevgi

 

Dengesi varmış bu dünyanın, anladım! İlkbahar da çiçeklenen ağaçların baharları gibi coşarken içim. Son baharda yerlerden süpürülen yapraklar şahittir gözlerimden akan yaşlara.

Ağustos sıcağında tarlada çalışan işçinin soğuk suya hasreti gibiydi hasretim. İki yudumluk soğuk suyun ferahlıydı bana gelişin. Kahve o zaman keyif vermeye başladı yanında ki su o zaman lütuftu bana. Ellerindendi çünkü! İnsanlar kıskanır olmuştu enerjimi. Doğan güneş insanlığa doğuyordu belki ama bana anlamı başkaydı. Sana çıkan tüm yollarım aydınlanıyordu. Gecelerim şahittir sana özleminin kalabalığına. Aynada ki yüzüm şahitlik yapar namusu ve şerefi üzerine aklımda sen varken ne kadar sıcak baktığıma. Sokakta ki çocukların mutluluk sebebi oldun hiç bilmeden. Bakkalda ki satılan çikolataların fazlalığından anlatabilir bakkal amcaları sana her gün senden sonra evimin yolunda denk gelen çocuklara cebimde ki son bozuklukları pay ettiğimi. Vücudumda dokunduğun yerlerde açan çiçekler değil gül bahçeleri şahittir. Kafamı koyduğum yastık şahittir hafifliğime. Burnumun silyaları şahittir kokunu ne kadar derin içime çektiğimi.

Hâlbuki zamanın durduğu bir andı küt saçlarını görüp gözlerinde ki mahcubiyete hayat katmış masumluğuna şahit olunca. Hani Tanrı’dan başka bir şey isteseymişim denilen anlar vardır ya. O anlardan biriydi belki de. Ve yine aynı an olsa yine Tanrı’dan seni dilerdim. Hatta yine yüzsüzlük yapar seni bana getirecek bir fırsat dilerdim. Bunu öyle içten öyle samimi dilerdim ki. Tanrı kıyamaz kabul ederdi. Etti de!

İşyerine ilk ziyaretine geldiğimde yaşımı bilmesem prostat olduğumu düşüneceğim kadar çişim geliyordu. Kendimi tuttukça terliyordum. Her ter damlası kuracağım cümlelerden beni uzaklaştırıyordu. Tersi olması ne mümkün! Çizilmiş en güzel siluet gibi karşımdaydın çünkü. Yaptığın kahveyi üstüme dökmediğim için ya da ilk yudumunda boğulmadığım an anladım yolumuz vardı seninle el ele yürüyeceğimiz.

Beğenilmek insanın en çok aradığı duygulardan biri olmuştur insanlık evrimi boyunca. Ben sen bana bakınca beğenilmekten de öteye gidiyordum. Dünyanın en büyük zirvesinde görev alan bir bürokrat oluyordum sunduğum fikirlerin ayakta alkışlandığı. Hele elimi tutuşun ve başını göğsüme koyman beni öpüp beni koklaman. Nefesimi kesip hayatta olduğuma şükürler yağdırtıyordu. Sen benim içimin en coşkulu bayramından daha öte tüm bayramların toplamının birbiriyle çarpımının karesiydin.

Şarkı dinlemiyordum ben senin varlığınla, şarkıda ki kemanın nağmesini duyup klarnetin sesi ile mest oluyordum. Hele o şarkıları seninle dinleyince ay bizi işaret ediyordu küçük ayıya büyük ayıya ve diğer takımyıldızlarına. Hepsi birden bizi izlerlerdi. Ben onları görürken sen bana sarılırdın ve ben seninle sen olurdum.

Yaşanılanları anlatmak gözyaşlarını çoğaltmaktan başka bir işe yaramıyor. Dışa akan yaş neyse de kezzap misali içime akıttıklarım var birde. Onlar çok can yakıyor.

Zamana zaman tanımak en güzelidir demişti adını hatırlamadığım bir yazar. Her şeyi yaptık seninle de bir onu yapamadık ona yanıyor işte içim.

İçerken dinlenilmemesi gereken şarkılar listesi kayıtlarını günceller oldum. Ne keman ne klarnet mest ediyor! Sözlerle hayat bulmaya çalışıyorum. Ve bir an görürüm diye de çok korkuyorum seni. Koşar ayaklarım dinlemez beni diye!

Hala bir kızıl goncadır dudağın. Ve hala açılan tek gülüsün bu bağın….

Senin anlayacağın bildiğin özlüyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s