Çembersizlik Özlemi – Yusuf Can Şengül

Gökyüzüne doğru bağırdı. Tüm sessizliğin ibadet etmeye geldiği başak tarlasının ortasında. Tarlaları ayıran ağaçların kül rengi yorgun dallarından kargalar uçuşmaya başladı. Sebebi ne ola ki diye düşünememişlerdir elbet sadece irkilip Kadim’in çığlığının yankısına kendi çığlıklarını katarak kaçtılar.  Kadim’in neden bu denli kuvvetli bir çığlık attığını sorgulamadan edemedim yanından ayrılırken. Hatta tüm yol boyunca. Oysaki muhabbet etmeye geldiğimizi sanıyordum. Tüm bunları düşünürken onu yalnız bıraktım. Evine doğru giderken geçtiğim yerler ve sokaklar kül rengi evlerle ve dağlarla doluydu. Yorgun ancak bir o kadar da huzurlu yerlerdi. Kiremit rengi ve kül grisi eşliğinde eve vardım. Ev ahalisi samimice beni karşıladılar. Kadim’i sordular ve onlara galiba biraz yalnız kalmaya ihtiyacı var dedim. Eşi Tamara başak tarlasında olup olmadığını sordu. Evet diye yanıtlayınca hafif ama içten gülümseyerek “orası onun sakinleşme yeridir” dedi. Dostumun sakinleşme yollarını öğrenmiş oldum. Bazen insan sorunsuzluktan da sıkılıyor olabilir diyerek odama çıkıp yatağa uzandım. Kaygılardan ve hüzünlerden arınmış bir kalp ancak atmıyordur. Kadim yaşadığını kanıtlarcasına isyan ediyordu muhtemelen. Biraz dinlendikten sonra tüm ovayı gören pencereme gittim. Misafir olmaya geldiğim yer Kapadokya güzel atların diyarı. Güzel ancak vahşi. Elbette bir gün hayattaki tüm amaçları gerçekleştirip bir yenisini daha edinmeden buraya yerleşmek isterim diye düşündüm. Ardından şaraphane açma amacı geliştirdim. Bir yandan hayaller kurarken bir yandan da Kadim’in gelmesini bekliyordum. Nihayet birkaç dakika sonra evin avlusunda belirdi kendisi. Yukarı pencereme doğru kafasını kaldırarak selam verdi. Ben o sırada Kapadokya’ya odaklanmıştım görüntü netliğini yitirmeye başlayınca kendi suratımı gördüm pencerenin yansımasında. Birkaç dakika olmuştu, kapım tıklatıldı. Pencereden ayrılıp buyur diye seslendim. Geleni Kadim zannetmiştim ancak eşi Tamara beni yemeğe davet etti. Öküzgözü şarap ile beraber hayatımda yediğim en lezzetli yarım pişmiş kanlı eti yedikten sonra oturmaya başladık. Tamara bulaşıkları yıkarken Kadim ile beraber muhabbet etmeye başladık. Yediğim yarım pişmiş yemek muhabbetle beraber pişiyordu midemde. Şaraplar içildikçe unutmaya başlamıştım bugün olan garipliği. Kadim nasıl ama şarap diye söze girdi. Gerçi sen Bordeaux haricinde içmezsin diye hatırlıyorum diye de ekledi. Sorusuna cevap vermeden evvel beni mi eleştiriyor kanısında boğulurken ekledim. Şarap olsun da. Gülüştükten sonra birkaç saniye içerisinde kendimi toparlayıp bugün olanları sordum. Neden muhabbet ederek gittiğimiz tarlada suskunlaşıp ardından çığlık attı? O çığlık ki bir insanın tüm kemikleri aynı anda kırılınca çıkaracağı türden. Bir yandan çok güçlü öte taraftan zayıflık tohumu. İçime dokundu ondan soruyorum deyince hiç beklemeden cevapladı. İkimizin olduğu konumlara bak. Nereden nereye geldik. Ben işlerimi bitirdim artık kenara çekildim orası ayrı ama buralara gelebilmek için çok emek verdik. Hatırlıyorsundur gazete sayfalarında aradığımız işleri. Yuvarlak içerisine alıp arardık teker teker. Sonra girdiğimiz işler, uğraşlar bizi yuvarlaklar içine aldı. İşinin olduğu şehirde işinin el verdiği evlerde yaşadık. Sürekliliğimiz vardı. Şu an ben nedenini bilmediğim bir karar alarak emeklilik hayatı yaşamaya başladım. Sen ise bildiğim kadarıyla hala şehirde kovalamaca içerisindesin. Anlatsana biraz görüşmeyeli? Soru sorduğunu çok sonra kavradım. O an sadece bugünkü garipliği duymak istiyordum. Şarap kadehine bakıp onu dinlerken soruyu tekrarladı. Sana diyorum oğlum anlatsana haydi. Eskilere dalmışım diye geçiştirdim. Sonra neler yaptığımı anlatmaya başladım. Bu konağa yerleştiğinden sonra şehre döndüm. İstanbul’u ciğerin gibi bilirsin. Yaşamak ile yaşam arasındaki yer. Arada telefonlaştıkça bahsettiğim şeyler işte Kadim’im. Kendi medya şirketimi açtım, Ataköy’e taşındım ardından. Karaköy’deki ofiste yaşıyorum. Ataköy biraz daha sakin bir yer. Ara sıra yazlık niyetine uğruyorum eve kafa dinlemek için. Havalimanına yakın olduğu için kolayıma geliyor. Kadınlar, işlerin yoğunluğu… Aynı benim işte. Kadim söze girdi ben yüzümdeki gülümsemeyi yaşarken. Kadınlar demişken. 42 oldun artık evlenmeyecek misin? Yok mu evleneceğin birisi? Kahkahayı bastım o an. Kadim’in arkadaş sesine birden evli birisinin rütbesi karıştı. Birkaç tavsiye verdikten sonra muhabbet derinliğini kaybetti. Ben de ondaki garipliği tekrar sordum. Birden durdu ve şarabını tazeledi. Devam etti. Bağırasım geldi bağırdım işte. Nesi var? Seni görünce bu yaşadığım hayatın tekdüzeliğini düşünüyordum aslına bakarsan. Rüyadan uyanırsın ya hani bir çığlıkla. Galiba onu yaşadım. Nazik bir kahkahayla kadehleri tokuşturduk. Tamam, Kadim’im aldım ben cevabımı. Senin canın epey sıkılmış burada anlaşılan. Ben yarın döneceğim ya İstanbul’a sen de gel benimle. Hem yol ahbaplığı ederiz. Tamara’yla konuşmam gerek dedi ve mutfağa gitti. Koltuktan kalkınca sanki üzerime oturuyormuş da kalkmış gibi rahatladım. Mutlu mesut sandığınız arkadaşınızın psikolojik bir sorunu mu var diye kuşkuya düşmek üzüyor insanı. Ben bunları düşünürken mutfaktan gelen seslere kulak misafiri oldum. Kahkahalar öpüşmelerle kesiliyordu. Birden sessizlik oluştu. Elimdeki şarap şişesini bittiği için mutfağa götürmeye karar verdim. Ayağı kalktıktan sonra mutfağa gitmem çok sürmedi. İçeri girdiğimde Tamara Kadim’e sarılmıştı. Ben girince Tamara söze girip Kadim’e İstanbul’da göz kulak olmamı rica etti. Kapmışsın izni diyerek Kadim’in omzuna dokundum. Huzurlu birkaç saniye sessizliğin ardından gözüm mutfak tezgâhındaki solmuş marul demetine takıldı. Kadim söze gülerek girdi. Gençliğindeki gibisin be oğlum nerede hafif pörsümüş bir şey görsen rahatsız olursun. Zaten atılacaktı dur atayım çöpe hemen. Gülümsedim.

Kadim, Tamara ben yatayım artık. Yarın yola çıkacağız dedim ve odama çıktım. Kapadokya’nın havasından mıdır nedir çok güzel uyudum ve sabah erkenden kalktım. Kalktığımda kahvaltı hazırdı. Tamara çayı koyarken alıştıkça buranın havasına daha erken kalkıyorsun dedi.  Uzun bir kahvaltının ardından eşyalarımı arabaya götürdüm. Kadim de çantasını almıştı. Tamara ile vedalaştıktan sonra arabaya bindik.

Yorucu yolculuktan sonra evime gelmiştik. Temmuz’un sonlarıydı. Kadim ile beraber çok eğlenceli bir hafta geçirdikten sonra Kadim’i uğurladım. Kadim evden ayrılırken çok özlemişim aynı gençliğimizdeki gibiydi dedi. Söylediklerini klimanın karşısında uzanırken değerlendiriyordum. Acaba ben de mi yoruldum? Birkaç gün şehirden ayrılmak çok iyi gelmişti. Acaba ben de Kapadokya’ya mı taşınsaydım diye düşündüm. Balkona çıkıp binalara bakındım. Bütün pencerelerden aynı renk ışık geliyordu. 15 katlı binaların her birinde yüzlerce insan yaşıyordu. Her dairede farklı hayatlar vardı. Ancak dışarıdan bakınca bence hepsi ölü rengi beyazdı.  Rutubetli sıcak rüzgar nefesimi kesiyordu, salona girdim. Kadim dediğinde haklıydı galiba. Yaşamakla yaşam arasındaki kalabalık bir şehirde mecburiyetlerimin çizdiği çemberlerin arasında yaşıyordum. Sınırlarımdan ayrıldığım zaman yine yeni çemberler çizmeye çalışıyordum. Kadim’in sıkılıp da benim özlediğim hayat onun çemberleriydi. Kaygılardan ve hüzünlerden arınmış bir kalp ancak atmıyordur dediğimi hatırlıyorum Kapadokya’dayken. Galiba alıştığım şeye geri dönmek mecburiyetindeydim. Bunları düşünürken uykuya daldım.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s