Büyük Balıkçıl Agah Efendi’nin Hatıratı – Nedret Aslankara

Agah Efendi, geri kalan hayatını, bir büyük balıkçıl kuşu olarak Rakım Bey’in yanına yerleşip çevreden elini eteğini çekmeye karar vermesinden uzunca bir zaman önce tanışmıştı bu genç adamla. Şimdi tek bacağı ile tünediği balıkçı kulübesinin köşesinde karşılaşmış, mavi gözlerinin meyus bakışlarına içerlemişti. Adı aklına gelmiyordu. En son görüşmeleri zihninde capcanlı tezahür etmiş, sohbetlerini kelimesi kelimesine hatırlamış olsa da adını koyamıyordu. İç çekti. O anları hatırlamakla kalmadı adeta yeniden yaşadı. Neredeydi en son görüşmeleri? Ne zaman idi? Yanlış hatırlamıyorsa Tahsin’in vurulmasından birkaç hafta önce İzmir’in küçük bir köyü olan Karpuzlu taraflarında istasyon gören bir kavak ağacının dallarındaydı.
Karşı dalda oturmuş bu gencin büyük ve geniş birer incir yaprağına benzer ellerinin ağzına götürdüğü küçük kıvılcımı hatırlıyordu Agah Efendi. “Tütün içmek ustalık ister, Agah” derdi. Bunun, atalarından kalma bir alışkanlık, bırakılmaması gereken bir gelenek olduğunu savunurdu. Onun için ağız ve ateşin buluşması müstesna bir önem taşıyordu. Ateşin zamanında onları terbiye ettiğinden bahseder, hatta bu yüzden Âdem ve Havva’dan gelen insan türünün aksine ne kadar güvenilir olduklarını sitemkâr bir şekilde anlatırdı. Agah efendi bu gencin bakışlarındaki maviliği ve servi ağacına benzer gövdesini süzdü zihninde. Görünüşünün, bu genç adamın içinde bulunduğu duruma arir bir ironi bahşettiğini düşündü. Bu uzun mavilik, gencin atalarının özgürce uçtuğu dağların zirvelerini andırıyordu, fakat bu, o kadar eskilerde kalmış bir yetiydi ki, genç adamın zirvelerde dolaşmak şuraya dursun oturdukları kavak ağacının dallarından dahi uçarak inmesine olanak yoktu.
Bunun üzerine Hezarfen’i hatırladı Agah Efendi. Galata’dan yapay kanatlarla atlayıp boğazı uçarak geçmiş, insanlar tarafından meczup ve tehlikeli kabul edilmiş bu fevkalbeşer türün umutlarına bir kıvılcım olsa da, korku tarihinin tekerrürüyle padişah tarafından Cezayir’e sürgün edilmiş, yani türünün insanlarla yakınlaşır yakınlaşmaz üstlerine yapıştırılmış korku ve sürgün politikasının bir kurbanı da kendisi olmuştu. Sonraları iyice sessizliğe gömüldüler, ne vaveylaları duyulur oldu ne şen şakrak kahkahaları. Adem ile Havva’nın dilini öğrenmelerinden bu yana dünyanın her yerinde benzer talihsizlikleri yaşadılar.
Agah efendi, ismini hatırlayamasa da bu gencin “ilk öğrenenler”in öncülerinden olmadığına emindi, lakin, gözlerinin bu açık mavi, eflatuna kaçan tonu soyunun ilklere dayandığına bir kanıt idi. Kaçıncı kuşak bir safkandı acaba? Üç mü, dört mü? Bu da lafügüzaf, kaç kuşak kalmışlardı ki… Agah’ın türü, bu gencin mensubu olduğu türü “ilk öğrenenler” olarak adlandırmıştı, ancak, farklı türlerin birbirlerini tarihleri ve siyasi ilişkilerinden ötürü farklı adlandırdıklarına şahit olmuştu. Kendisi insanlarla uzunca vakitler geçirdiğinden ötürü dillerine alışmış ve benimsemişti. İnsanların bu türe “yolcu” dediklerini duymuştu, bu yüzden kendisi de gence “yoldaş” diye hitap etmekte bir beis görmemişti.
İlk öğrenenler olarak adlandırılmalarının nedeni Adem ile Havva’nın dilini yani insan lisanını ilk öğrenenler olmalarıydı, lakin bu öğreti onların işine yaramaktan çok asimile olmalarına neden oldu. Çünkü yanında yaşadıkları şeylere benzeme eğilimleri onları günden güne daha da insanlaştırdı ve güçsüzleştirdi. Zamanla köleleştiler, sahiplenilip, alınıp satılabiliyorlardı. Hatta hatta altının en saf halinden olan kalpleri ve ateşten ruhları piyasada iyi bir yer edindiğinden ötürü avlanıyorlardı.
Bir toplum bilinci geliştirip palazlanamayacak kadar az sayıya mensup bu tür, ateşli silahların da yaygınlaşmasıyla daha büyük bir kırılma yaşadı ve hayatları ya av ya da köle olmak arasında iki seçenekten ibaret hale geldi. Artık bir odayı dahi dolduramayacak kadar az sayıda kalmışlardı… Neydi adı? Dilinin ucundaydı…
Gencin “Biz akraba sayılırız Agah, aynı namütenahi güç tarafından yoğrulduk.” dediğini hatırladı. Farklı yapılara, tarihlere ve atalara sahiptiler mamafih genç haklıydı. O dönemin şartları belki de hiçbir zaman olmadığı kadar yakın kılmıştı onları. Bunun yadsınamaz bir nedeni de sığınak olarak yerleştikleri topraktı. Asya’dan yola çıkmış ve Anadolu’yu karnı olarak bellemiş bu imparatorluk, farklı türlere olan toleransıyla bir çoğunu aynı çatı altına toplamıştı. 600 seneden fazla olmuş burayı vatan görmüşlerdi, korku ve kaçmakla geçirdikleri binlerce yıldan sonra burada nefes alabilmişlerdi. Tabii ki bu girift yapıya sahip çeşitlilik de Âdem oğullarının yaptığı her şeyin sonunun olduğunu kanıtlar şekilde çatlayıp parçalanmıştı. Türlerin içinde kimileri birbirlerini dost bellemişti kimileri de düşman, kimileri ise ilk öğrenenler gibi dost bildiklerinin altında yok olmuşlardı.
Agah geçmişi düşündükçe gencin ismini hatırlamaktan iyiden iyiye uzaklaştığını fark etti. Canhıraş görüntüsüyle köşedeki kaldırımda oturuşu ve dileniyor oluşu canını sıkmıştı fakat zevahiri koca beyaz bir kuş olduğundan ötürü kendini göstermenin pek akıllıca olmayacağına karar verdi. Yağmur da bastırmak üzereydi üstelik Rakım Bey’in evinde 35 dakikalık bir uçuş süresi de vardı. Arkasını döndü ve o koca kanatlarını var gücüyle savurarak bölgeden uzaklaştı.
Bir 20 dakika uçtuktan sonra Karpuzlu taraflarındaki istasyon üzerinden geçerken içi buruldu. Aşağıda seneler önce oturdukları kavak ağacı yerinde yeller esiyordu. Adı neydi gencin? Birden aklına geldi.
“Hey gidi Kamuran hey…” dedi içinden.
İstasyonun çatıdaki penceresinden içeri süzüldü, karanlıkta kahverengi fötrü, iç cepkeni ve bir gün bile yaşlanmamış o efsunkar çehresiyle bilindik Agah Efendi’ye dönüştü. Bir süredir kullanmadığı bu iki bacağıyla aksak aksak merdivenlerden inip istasyonun önündeki banka oturdu. Bir tütün yaktı. “Hey gidi Kamuran hey…” dedi.
“Kavaklar bile savrulmuş, ne çok zaman geçti.”

Reklamlar

One thought on “Büyük Balıkçıl Agah Efendi’nin Hatıratı – Nedret Aslankara”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s