Sahi, Siz Kimsiniz? – Emirhan Kabataş

Kimliğimizi ve aslında kendimizi oluşturduğunu sandığımız şey aslında bir yanılgıdır. Kendimiz diye bir kavramın gerçekte varlığından söz etmek ne kadar mümkün olabilir? Örneğin “Ben kimim?” sorusuna kim gerçek bir cevap verebilir?

 

Öncelikle “ben” dediğimiz şey; yerinde duran, sabit bir varlık (?) değildir. Kendimizden yani “ben”den bahsettiğimizde kastımız nedir? Dünkü ben ile şu anki ben aynı kişiler olamazlar. Bahsettiğimiz ben; zamansal, içsel, fiziki veya başka türden sınıflandırmalara tabi tutulabilir. Fakat -insanlığın kibirli bir ifadesi olarak- kimliğimizi yani benliğimizi oluşturan şeyler bu kadar yüzeysel olamaz. Çünkü insan canlı olduğunu düşünür ve yaşam denen aldanmanın tam içerisindedir. Kimliğimizi oluşturduğunu düşündüklerimize baktığımızda bilgi birikiminden (kısaca deneyim), anılardan, arzulardan, inançlardan ve hislerden bahsedebiliriz. Peki bunca şey arasında “ben”, bu kimliğin neresinde?

Yüzeysel ve genel olarak kimliğimizin, bütün bu saydıklarımızın birleşmesiyle oluştuğunu söyleriz. Fakat insanın kimliği denen nesne bu kadar basit bir denklem sonucu oluşmuş olabilir mi? Aslında olan, biz bu denklemin eşitinde olan değiliz. Biz sadece bu birikimler topluluğunun arasındaki bağın oluşmasına sebep olanlarız. Yani yine yüzeysel olarak bakarsak biz bu sistemin bağlarıyız. Bu topluluğun merkezinde olan olarak “ben”den bahsedemiyorsak bu sayılanlar da kimliğimizi oluşturamaz. Hem zaten oluştursaydı da yine benlikten bahsedemezdik çünkü inançlarımız, arzularımız, deneyimlerimiz, anılarımız, hislerimiz sürekli değişim halindedir.

 

Bütün bu düşüncenin aksi olarak mesela bugünkü bildiğimiz haliyle olmak kaydıyla bir kitap olsaydık bu düşüncenin aksini iddia edebilir miydik? Basit bir örnek olarak kitabı oluşturan şeyler mürekkep, kağıt ve ciltte kullanılan materyaldir ve sonucunda kitap meydana gelir. Cansız bir nesne olan kitapla, canlı olduğunu iddia eden insan arasındaki fark nedir? Kitabın kim ve ne olduğunu biliyoruz fakat biz kimiz? Kimliğimizi dahi bilemeden giriştiğimiz işler kelimenin tam anlamıyla korkunç gelir bana. İnsanlık olarak her önümüze çıkanı hırslarımız sayesinde öteleyip bir sonrakine geçmişiz. Bu halı altına sıkıştırdıklarımız yokmuş gibi güç kazandığımızı iddia edip, dünyaya hükmettiğimiz yanılgısına düşmüşüz. Ben kimim sorusuna dahi cevap veremeyen bir canlı olarak bu utanılası aşağı kibrimiz, varlıklar (?) alemindeki çiğliğimizi gösteren apaçık bir unsurdur. Çünkü bir kol saatine sen kimsin, seni sen yapan şey(ler) nedir diye sorarsanız saatin yanıtına muhtaç dahi kalmadan kendinizi yanıtlayabilirsiniz.  Saat çarklardan, akrepten, yelkovandan, camdan, deriden, demirden vb. materyallerden oluşan cansız bir varlıktır. Kol saati, canlı ve derinlikli bir varlık olduğunu iddia edip “bunu açıklayamam” deme kibrine sahip değildir. Gayet net, samimi ve dürüsttür. Ya insan böyle midir? Asla. İnsan çok incelikli, derinliğe sahip olağanüstü bir nesne olduğunu iddia edip kendine ben kimim diye sorduğunda yanıt alamayacak kadar aciz ve kibirli bir varlıktır. Bu sebeple bir saatin herhangi bir yolla herhangi bir güç kazanması, insanlığın an itibariyle en güçlü insanının kazandığı güçten çok daha meşrudur.

Sahi, siz kimsiniz?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s