Pera’ya Dönüş: Grantolli Ailesi – Yusuf Can Şengül

Grantolli ailesinin en genç ferdiydi Levi Osman. Mavi gözleri, ailesine o kara eylül akşamında terk ettikleri İstanbul’u ve boğazı hatırlatırdı. Bu şey daha doğrusu hatıradan ziyade bir boğulma duygusuydu; ailecek yaşadıkları travma ve kalp kırıklığı yıllar geçtikçe azalıyordu fakat Levi Osman’ın mavi gözleri kendisiyle beraber ağlama duvarı gibi anıtlaşarak büyüyordu. Osman göç eden ailenin Fransa’da doğmuş torunlarından biriydi bundan dolayı da İstanbul’da hiç bulunmamıştı. Sıradan bir yaz gecesiydi. Bütün Grantolliler koca bir masanın etrafında kurulmuş yemek yiyorlardı. Yıllar geçmesine rağmen Türk yemekleri aynı tadını muhafaza etmeyi başarabilmişti masada. Herkes sıradan bir huzurla yemeklerini yerken seksenli yaşlarından sonra yaşını saymayı bırakmış Rakel Grantolli, Levi Osman’ın babası olan Benyamin Yusuf ile Türkçe konuşmaya başladı. O sırada Levi Osman kulak kesilmişti fakat anladığı tek kelime İstanbul ve kendi adıydı. Konuşma çok uzun sürmedi, Rakel tüm masaya seslenerek Türkiye’ye taşınmak istediğini, kalmak isteyenlerin burada kalabileceğini ve yıllar önce terk etmek zorunda kaldıkları Grantolli binasını tekrar satın alabilme ihtimallerini anlattı. Uzun bir sessizlikten sonra başlayan curcunanın sonucunda büyük anne Rakel mutlu ayrılan taraf oldu. Levi Osman’ın okulundan dolayı Benyamin ve Suzan Paris’te kalacaklardı. Diğerleri ise yazdan yaza uğrayacaktı İstanbul’a. Anlaşılan, Rakel ile temelli İstanbul’a taşınacak ve ona bakacak kişi evlenmemiş tek oğlu Simon Zikrullah Grantolli olacaktı. Masa toparlandı, herkes evlerine döndü.

Birkaç akşam sonra Levi Osman büyük annesi Rakel’in evine tekrar uğradı. Grantolli binasının sahibi ile konuştuğunu ve para hususunda anlaştıklarını yani binayı tekrar alabileceklerini büyük annesine büyük bir heyecanla anlattı. Rakel’in gözlerinden akan yaşlar yüzündeki kırışıkların arasına sızıyordu. Çatlamış toprağı anımsatan yüzü, bahar yağmuru yemiş Çukurova gibiydi. Cebinden çıkardığı mendille tüm heyecanını siliverdi. Koltuğundan kalktı ve yatak odasında sakladığı fotoğrafları getirdi. Levi Osman daha önceden gördüğü fotoğrafları çok önemsemediğini fark etti ve büyük annesinin anlatmaya büyük bir heyecanla başladığı hikayeleri can kulağıyla dinlemeye koyuldu.

Rakel takım elbisesi ve fötr şapkasıyla gülümseyen bir adamın resmini öptü. “Büyük dedem Zikrullah Efendi, değil mi?”
“Evet oğlum, büyükdeden Zikrullah Yurdakul.”

Rakel Levi Osman’ın orada olduğunu unutmuş gibi anlamadığı Türkçe ile bir şeyler söylemeye başladı. Bir dostla konuşabilecek en güzel şey gibi duyuluyordu söyledikleri. Makamlı bir ağıt gibiydi ama naifti. Levi Osman dedesiyle alakalı sorular sormaya başlayınca Rakel anlatmaya başladı. Hüzünlü ağıt yerini çoşkulu sevişmeye bırakmıştı sanki. Zikrullah’ı ilk kez Paris’te okuduğu yıllarda bir kafede görmüş, Türk’e benzediği için yanına gidip İstanbul’dan olup olmadığını sormuş. Sonra da iki üç ay sürecek bir sohbeti başlatmışlar. Zikrullah da okuyormuş o sırada Paris’te. Bu iki İstanbullu bir türlü birbirlerine açılamamış zaten Zikrullah da Kurtuluş Savaşı’nı daha önceden hissetmiş gibi erken dönmüş ailesinin yanına.

“E, sonra büyük anne? Dedem ile nasıl evlendiniz o zaman?”

“1930’da döndüm İstanbula. O sıra üniversitede edebiyat öğretmenliği yapıyordum. Ara sıra Mustafa Kemal bizi Florya’daki makamına baloya davet ederdi. Bir gün yine Mustafa Kemal’den davet gelince güzelce hazırlandım ve Pera’dan kalkıp Florya’ya gittim. Birçok beyefendi kendi aralarında konuşuyorlardı ben de o sırada çalan müziği dinliyordum. Çok keyifli olurdu o balolar. Ah canım eski zamanlar ne güzeldi o Florya. Çok görmek istiyorum oraları.” Rakel bir kaç fotoğrafı çevirirken yardımcısına seslendi. “Kahve yapabilir misin?”

“E, sonra büyük anne? Dedem o sırada baloda mıydı?”

“Evet. Oradaydı. Beylerle konuşurken tanıdım dedeni. Üzerinde Ermeni malı olduğu belli olan çok şık bir frak vardı. Döndü arkasını ve bir an için göz göze geldik. Uzunca bakamadım gözlerine bilmiyorum içim dışım garip oldu. Kızardığımı hissedince de Paşa’dan müsaade isteyip terasa çıktım. İçim öyle deli doluydu ki keşke arkamdan gelse diye düşünüyordum. O da öyle hissetmiş olacak ki geldi de. Mehtap yerini tana bıraktı biz hala terastaydık. E tabi günler geçtikçe açıldık birbirimize evlenmeye karar verdik.  Ama bir müslüman bir yahudiyle nasıl evlensin! Babam çok sert bir adamdı. Paşanın bir sözüne baktı evladım. Evlendik.”

Levi Osman büyük annesinin sessiz sedasız akan gözyaşlarında boğuluyormuş gibi hissetti. Bu nasıl bir sevgi ve hürmet, anlayamazdı.  Zikrullah ve Rakel’in öyküsü kahve ile beraber bitti. Rakel anlattıkça kötü oluyordu en fazla bir kaç şey daha söyleyebilmişti. Zikrullah kırklı yaşlarının sonundayken kalp krizi sonucu ölmüştü. Üzerine ecnebilerin evleri yıkılmış yakılmış, Grantolliler İstanbul’dan kaçmak zorunda kalmışlardı. Bunca şeyin üzerine Pera’ya dönmek ve kendilerinin olan apartmanı almak istiyordu Rakel. En azından Aşiyan’a uğrar Zikrullah’ın mezarına içini dökerdi.

“Aşiyan boğaza bakar. Masmavi suların karşısında yatıyor deden.”

Rakel de Levi Osman’ın mavi gözlerinin karşısında yaşayan bir ölü gibiydi. İstanbul’dan ayrıldıktan sonra ölmüş bir beden boğaz kadar mavi gözlerin karşısında anılarına kavuşmak istiyordu. Onlarca yıl sonra İstanbul’a taşınırsa ilk kez yaşayacaktı. En azından kocasının yanında yatmak onun en büyük hakkıydı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s