Burak Ertürk – Atışma

Vur

Vur ki çatlasın ar damarın

Fışkırsın zehrin aktığı yerden ahın

Ben ki cennete mal olmuş bir kurbanım

Sabbahdır benim mesihim, Alamutdadır benim aklım

 

Kul buyurmak ister, kendine aşık

Sureti harap olmuş, muharebeye bağışık

Akıbeti bilinmez, kendi halinde bir kaçık

Yüzer Hakk’ın engin denizlerinde

Vaadedilmiş toprakların irin akan nehirlerinde

Hakikat zehir olur bünyesinde

Kanını tadmayan bizden değildir

 

Terbiyedir acizin korktuğu keski

Sindirir sefilin yersiz cürretini

Vücut bulduğu etin üstünde

Tadarken kendi tatlı zehrini

Çehresinin ardına kör

Af dilenmekten yoksun nankör

Hudutun içinde nedir bu haşmet?

Varlığın yolsuzlara delalet

Uğruna çarpıştığın erek

Yaradana karşı bir dalalet

 

Dilin dönmez kudreti etmeye tezahür

Kafir dilin ardında ki kifayetsiz özür

Ulur it, duyulduğunda zikir

Vakti gelmiştir artık biat edenin

Adem’e karşı duran korkusuz cahil

Bilmez secdin ulvi rehavetini

Kendi suretiyle çarpıtılmış

Yalan davanın adi müvekkili

 

Reklamlar

Miraç Meric Ayal – Gidiyorum

Güneşten evvel duyulur çağrının sesi.
İrkilir bozuk süt, bu da neyin nesi?
Üstümde şeytanın sıcak hırkası,
Önümde ölümün sisli perdesi var.

Zamana atlar, gideriz gün gün.
Göğsümde çalar saat, atıyor her gün.
Beyaz bayrak ümit, hayallere dargın,
Ensemde Azrail endişesi var.

Bu sesler bir babanın ahı.
Şimdi pişmanlığın bestesini yaz.
Sırtımda yılların birikmiş günahı,
Avuçlarımda iki rekat namaz.

Daralan yuvada kıbleye doğru,
Şöyle uzanayım açıkken makber.
Bir tövbe yolladım arşa doğru,
Her gün duyuyoruz Allah’u ekber.

Tahta kundaktan tekrar doğacağım.
Ağlama anam bunun mahşeri var.
Üstümdeki toprağı oyup doğrulacağım.
Peşimde yıprananların beşeri var.

İşte gidiyorum, gidiyorum dostlarım.
Gülüşümde bir acının nüktesi var.
Yıllar sizin, yollar sizin dostlarım.
Dudağımda bir sevginin ukdesi var.

Ben – Miraç Meriç Ayal

4 duvar arkası yorganın altındayım

Soğuk bir gün sonra karanlık soluklarım

Sigaramın aydınlığında gizli kırıklıklarım

Yaşsız gözlerimde kurumuş oluklarım

 

Keşke var olmasam yada kuş olsam

Nesnelliğin için erimiş olsam

Hüzün olacak lanete maruz kalmadan

Kelebek olur çıkardım küçük larvadan

 

Muhabbetler şen, tebessümler yüzlerde zahir

Ben kendi evimde bile davetsiz misafir

Nazarlarında varlığım dahi olduğu için kahır

Muharebeleri kazanmakta içimdeki kafir

 

20 yıl sonra duydum da babam oldu

Yorgan altı seanslarıma ümit doğdu

Takdir edilmedim değil tabi babasının oğlu

Serseri bir yumruk sadece mideme doğru

 

Önümde boş bir kağıt ve zihnimin feryatları

Meymenetsiz kalemimle vücut bulur yankıları

Kişi dünyaya yalnız gelmez demiş birileri

Lakin bana eşlik eden tek kişi benim gibi

 

Etten kafes içeri yücedir ruhum

Seni duyan olmadı nicedir ruhum

Çok değil diyeceklerim tek hecedir ruhum

Bir melek öpecek seni ecedir ruhum

Eğer ki gün doğumuna şahit olursan

İnanma, onunda sonu gecedir ruhum

 

Demişti kahin sen ağlarsan kağıtlara

Loşlaşır renkler belirir peri bir suret

İsimsiz mezarın konu olursa ağıtlara

Gölgen karanlığa kavuşana dek dayanman zaruret